12 Mart 2014 Çarşamba

İstiklal Marşı




İstiklal Marşı'nın Kabulu ve Mehmet Akif'i anma günü



İSTİKLÂL MARŞIMIZIN KABUL EDİLMESİ (12 Mart)
   Dinler, milletler, toplumlar, varlıklarını kökleştirmek, birliklerini ve güçlerini artırmak, amaçlarını, ortak ideallerini gönüllere yerleştirmek için müziğin çekiciliğinden yararlanmışlardır. Bu amaçla ordulara, erlere, çeşitli meslek mensuplarına, dernek ve kuruluşlara, kurumlara, türküler ve marşlar yakılmış, bunlar hep bir ağızdan söylenmiştir.Bu gibi müzik parçalarının doğru, pürüzsüz, coşkulu ve saygılı söylenmesi için, yönetici durumunda olanlar tarafından titizlik gösterilmiştir. Müzik de diğer sanat dalları gibi, toplumların duygularını ifade eder. Hindistan'da yabancılar karşılaşınca birbirlerine kim olduklarını sormazlar: "Siz nasıl türkü söylersiniz?" diye sorarlarmış. Çünkü müzik bir insanın ruhsal durumunu, kişisel ve toplumsal özelliklerini, (aşağı-yukarı) nereli olduğunu, nüfus cüzdanı kadar belirtir.
    M.Ö. VI. yüzyılda yaşamış olan bilge Antisnes: "Bir milletin müziği değişirse, o ülkenin kanunları da değişir." demiştir.
Montesquieu: (Monteskiyö) "Bir ülkenin türkülerini yakanlar, kanunlarını hazırlayanlardan daha önemlidir." diyerek müziğin toplumsal önemini belirtmiştir.
    Batıda ulusal kurallara göre devletler kurulunca, bunların bayrakları gibi, kendilerini tanıtan, simgeleyen marşları olması gerektiği anlaşıldı. Bu türküleri diğerlerinden ayırmak için, adına "millî marş" denildi. Fransa'da 1789 ihtilallinden sonra millî marş kendiliğinden doğdu. Öteki milletler de çeşitli yollardan ve düşüncelerden geçerek millî marşlarını yaptılar.
    Türklerde çalgı, bağımsızlık ve egemenlik simgesidir. Türk toplulukları, bağımsız bir devlet kurunca, bunu kamuoyuna yaymak için çadır kurar, bayrak çeker, davul çalarlardı. Büyük Türk devletleri içinde devlet olmaya değer beylikler türeyince hakan bunlara bağımsızlık simgesi olarak bayrak, davul, çadır ve yiyecek gönderirdi. Osman Gazi uç-beyi olunca, bağlı bulunduğu Selçuklu Sultanı kendisine egemenlik simgesi olarak davul ve bayrak göndermişti.
    Yalnız Batı'da değil, bizde de, egemenlik simgesi olarak göz için bayrak, kulak için müzik olduğunu bu gerçeklik göstermektedir. Davul yalnız bir çalgı olarak kalmayıp, bunun yanına başka enstrümanlar da (katılarak "Mehter takımı" ve "Mızıka-i Hümayun" a kadar ulaşan bir gelişme görülmektedir.
    Bu ilerlemede, kökü millî varlığımızda bulunan inançlarla, batı uygarlığından gelen bilgilerin sarmaşarak bağlaşıp 'kaynaştığı gözlenmektedir.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder